13 Eylül 2008 Cumartesi

Kaniş tepe

Kaniş/Tepe
Kaniş/Tepe’de sürdürülen kazılarda, beş ayrı kültür çağına ait 18 yapı katı saptanmış olup, en erken yerleşim Eski Tunç Çağı I’e tarihlenmektedir.
Kaniş/Tepe

Kültepe’de hem Kaniş hem de Karum alanında tespit edilen en geç dönem kalıntıları ve buluntuları Selçuklu dönemine aittir. Selçuklu Sultani II. Keyhüsrev sikkesi (639) Karum’da satıh toprağının altında bulunmuştur.Ancak, Kültepe/Kaniş, varlığını ve adini, günümüzden yaklaşık üç asır öncesine kadar korumuştur. Bugünkü Ankara Etnografya Müzesinde korunan Hicri 1027 tarihli 20 nolu Kayseri Mahkeme sicillerinde, adi Karye-I Kiniş olarak kayda geçmiştir.Höyük’teki son iki kültür dönemini Roma (1-2 kat) ve Helenistik (3 kat) çağ temsil eder. Kültepe, bu çağlarda Kayseri’nin gölgesinde kalmış küçük, fakat müstahkem bir şehirdir. Helenistik çağa ait boya nakıslı vazodaki atla arslan avı sahnesi, Anadolu’da üniktir.

Kültepe, Geç Roma çağının son safhasında terk edilmiş ve bir daha yerleşim alanı olmamıştır. Roma-Helenistik çağlarında Karum’un doğu kesimi mezarlık olarak kullanılmıştır.4.-5. yapı katları Geç-Hitit çağına aittir. Bu dönemde sitadelde inşa edildiği anlaşılan, ortostadlarla süslü büyük binanın Assur’lular tarafından tahrib edildiği, tasvirli blokların parçalandığı anlaşılmıştır. Kazılarda, hiyeroglifli stelin, tanrı ve karışık varlık kabartmalarının, arslan heykelinin küçük parçaları atılmış, sonraki duvarlarda yeniden kullanılmış olarak bulundular.

Bu çağda Kültepe, büyük Tabal ülkesine bağlı prensliklerden birinin merkezi olmalıdır. Şehir M.Ö. 10-8. yüzyıl arasında güçlü varlığını korumuştur. Kültepe’de Geç-Hitit seramiğinin boya nakışlı ve monokrom örnekleri ile Geç Assur mühürleri ve Frig fibulaları yan-yana bulunmuştur. Kültepe’nin 6.-10. yapı katları Karum’un Ia/b-IV katlarının paralelidir. Adlarını bildiğimiz beş Kaniş Kralı, sitadelde 7. katta inşa edilmiş büyük sarayda oturmuşlardır. Şiddetli bir yangınla tahrip edilmiş olan sarayın, ele geçen bir tabletteki bilgilere göre, Kaniş Kralı Inar’in oğlu Warsama’ya ait olduğu ve Kaniş’i zapt eden Kussana Kralları Pithana ile oğlu Anitta’nin da bu sarayda hüküm sürdükleri anlaşılmıştır.

Tabanı taş döşeli merkezi avluyu çeviren oda ve salonlardan oluşan saray, çağdaşı Eski Babil saraylarından etkilenerek inşa edilmiştir. Bu döneme kadar elde edilen kültür birikimi sonucunda, bu dönemi takip eden zaman içinde, Orta Anadolu’da ilk kez merkezi bir otorite tesis edilecek, Anadolu’nun ilk devleti olan Hitit Devleti kurulacaktır. 7. katın yangın enkazı altındaki 8. kata ait olan Eski saray ve Tepe’nin güneybatı kesimindeki terasa inşa edilmiş olan uzun koridorlu, önü açık avlulu, geniş teşkilatlı saray da, Karum’da II. kati sona erdiren yangından kurtulamamışlardır. Bu saraylar yalnız ikamete tahsis edilmemişlerdir. Onlar ayni zamanda birer depo/ kervansaray’dır. Tüccarların Kültepe’ye dışarıdan getirdikleri mallar doğrudan-doğruya saraya götürülür ve vergi işlemi tamamlana kadar kira karşılığında, orada depo ve muhafaza edilirdi.

Onların bu önemli fonksiyonu, yapıların planlarını da etkilemiştir.Kral Anitta “Anitta metninde“, Kültepe’yi zapt ettikten sonra, onu tahkim ettirdiğini, mabetler yaptırdığını bildirmektedir. O’nun, Tepe’nin bati kesiminde, 7 katta, ayni tekniğe ve plana göre inşa ettirdiği mabetlerden ikisi açığa çıkarılmıştır. Bunların yakınında tümüyle tahrip edilmiş iki mabedin izleri de gözlenmiştir. Kutsal alanda, mabetlerin hemen yanında 2 ton ağırlığında islenmemiş obsiden’in depo edildiği dikdörtgen planlı (2 küçük odalı, 1 büyük salonlu) bir yapı açığa çıkarıldı. Salonun tabanında, üzerinde é.gal A-ni-ta ru-ba-im, “Kral Anitta’nın sarayı“ yazılı tunç bir mızrak ucu keşfedildi. Bu mızrak ucu, Kral Anitta’nin tarihi kişiliğini kanıtlayan ilk orijinal belgedir. Kutsal alandaki bu yapı, mabetlere veya saraya ait resmi bir depo binası olmalıdır.

9-10. katlar Karum’daki çağdaşlarının (Karum: III-IV katlar) görünümündedir. Kültepe’de Eski Tunç Çagi (ETÇ) III, sonuncusu iki safhalı olan üç ayrı yapı katıyla temsil edilmektedir (11a/b-13). Bu, Ticaret Kolonileri çağını hazırlayan dönemdir. 11b ve 12. katlarda, ortadaki büyük salonu çeviren çok odalı, kerpiç duvarları içten ve dıştan plasterli (yarim sütunlu) büyük binalar açığa çıkarıldı. Çatıyı taşıyan ağaç direklerin tas kaideleri ve çapları 1.5-2 m. arasında değişen büyük ocaklar salonda yerinde keşfedilmiştir.

Yangınla tahrip edilmiş bu binalarda, adak olarak bırakılmış, alabaster kadın heykelcikleri bulundu. Bunlar, binaların mabet olarak yorumlanmalarını kolaylaştırmıştır. 13. katta, önemli bölümleri açığa çıkarılan binanın yapı karakteri, üstündekilerden farklı değildir. ETÇ III döneminde yerli monokrom ve polikrom seramigin yanında ithal silindir mühürler, seramik, kıymetli maden-tas objeler, Kültepe’nin Akad (M.Ö. 2334-2193), Post-Akad-III Ur (M.Ö. 2192-2112) çağlarında bir taraftan Kuzey Suriye-Mezopotamya, diğer taraftan Truva ile siki bağlar içinde olduğunu kanıtlamaktadır.14-17. yapı katları, Orta Anadolu’ya özgü monokrom seramikle karakterlenen Eski Tunç Çağı’nın orta safhasını (ETÇ II) temsil eder. 18. kat Eski Tunç Çağının ilk safhasının (ETÇ I) son yapı katıdır ve Tepe yüzeyinden 22 m. derinliktedir.

Hiç yorum yok: